.......
Vahşi'nin mızrağı ıslık çalarak devam ediyor yoluna.
Yoluna devam eden biri daha var: Hz. Hamza. Sonunda iki yol kesişiyor. Allah'ım ne manzara! Mızrak göğsünü deliyor Hamza'nın.
Kendisine özgürlük vaat edilen köle ciğerini söküyor arslanın ve Hind'e veriyor çiğnemesi için. Hind doymuyor. Arslan kulağından bir kolye takmak istiyor boynuna, arslan burnundan bir bilezik, arslan gözlerinden halhal.
Ah! Manzarayı gördüğünde yüreği dayanmıyor Rasulullah'ın! Gözyaşları süzülürken: " Hiç kimse senin kadar musibete uğramamıştır ve uğramayacaktır. Benim için bundan daha büyük bir musibet olamaz. Ey Rasululllah'ın amcası Hamza! Ey Allah ve Rasûlü'nün arslanı Hamza! Ey Hayırlar işleyen Hamza! Ey Rasulullah'ın koruyucusu Hamza! Allah sana rahmet etsin! Eğer yas tutmak gerekseydi, sana yas tutardım!"diyor.
O sırada uzaktan bir kadının tozu dumana katarak yaklaştığını görüyor Nebî. Hz. Hamza'nın kızkardeşi Safiyye bu! "Annene söyle geri dönsün. Kardeşinin cesedini görmesin!" diyor, Zübeyr b. Avvam'a. Zübeyr yolunu kesiyor annesinin. Safiyye, razı olmuyor. "Onun başına gelenler Allah yolunda başına gelmiştir. Biz Allah yolunda bundan daha beterine de razıyız. Sevabını Allah'tan bekleyeceğiz. İnşallah sabredip katlanacağız.
" Safiyye, Hz. Hamza'nın başına geldi. Ağabeyini gözyaşlarının arkasından seyretti son kez. "İnna lillah ve inna ileyhi râciûn" sözleri döküldü dudağından. Sonra sessizce ağlamaya devam etti. Onu gören Hz. Peygamber ve Hz. Fâtıma da gözyaşlarıyla katıldılar hıçkırıklara. Bu öyle bir tabloydu ki çok geçmeden bir melek dahil oldu içine: Cebrail Aleyhisselam. Bir haber getirdi o büyük melek.
Göklerde, " ALLAH VE RESÛLÜ'NÜN ARSLANI HAMZA!" yazdığını bildirdi Hz. Peygamber'e.
Vahşi'nin mızrağı ıslık çalarak devam ediyor yoluna. Hz. Peygamber sesleniyor Medine'den: " EY HAMZA KALK!"